Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] Uyeol
Hoş Geldiniz!
Size Daha İyi Bir Hizmet Everebilmemiz İçin Sitemize Üye Olmanız Gerekmektedir..!

*Sitemize Üye Olunca Elinize Ne Geçer?
1.Üye Olarak Linkleri Görebilirsiniz..
2.İstediğiniz Kadar Paylaşım Yapabilirsiniz..
3.Sitemizde Online Olarak Chat Yapabilirsiniz..
4.Güzel Bir Forum Hayatı Yaşayabilirsiniz..
Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] Uyeol
Hoş Geldiniz!
Size Daha İyi Bir Hizmet Everebilmemiz İçin Sitemize Üye Olmanız Gerekmektedir..!

*Sitemize Üye Olunca Elinize Ne Geçer?
1.Üye Olarak Linkleri Görebilirsiniz..
2.İstediğiniz Kadar Paylaşım Yapabilirsiniz..
3.Sitemizde Online Olarak Chat Yapabilirsiniz..
4.Güzel Bir Forum Hayatı Yaşayabilirsiniz..
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.



 
AnasayfaKapıAramaLatest imagesKayıt OlGiriş yap
Sayfayı FaceBook'ta Paylaş

 

 Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!]

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
M~B~Ç
Admin
Admin
M~B~Ç


Erkek
Aslan Ejderha
Kayıt tarihi : 16/05/08
Mesaj Sayısı : 6804
Nerden : nereye
İş/Hobiler : webmaster
Ruh Hali : Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] Yasasi10
Tuttuğu Takım : Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] Gs190510
Uyarı : Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] 110

Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] Empty
MesajKonu: Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!]   Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!] I_icon_minitimePerş. Ekim 16 2008, 14:21

7 Haziran dedik ve çıktık yola…
Ronaldo’ları var dediler.
Arda’mız var dedik.
Deco’ları var dediler; Hamit’imiz var,
Yetmezse Tuncay’ımız var dedik.
Gomes dediler, Semih dedik, Nihat dedik.
Quaresma, Nani, Pepe, Carvalho var dediler.
“Biz; peki ya YÜREK?” dedik.

Tarih 7 Haziran saat de 23:30 olduğunda;
Dediler ki: “Yürek bu mu?”
“Yürek 2-0 mı?”
Bir şey demedik biz.
Yalnızca kendimize verdiğimiz sözler vardı içimizde.
“Yürek, zorluklara göğüs germektir.”diye haykırdık.
Avazımız çıktığınca bağırdık.
Ama içimizden.
“Yürek” dedik,
“Ona sahip olmayanların asla idrak edemeyeceği bir şey…”

İdrak neydi?
İdrak; 11 Haziran günü 90+2’de gelen goldü.
Arda Turan’dı idrak.
İdrak, seninle aynı kanı taşıyandan gol yemenin burukluğuna çalım atmaktı.
Küresel ısınmayla dalga geçercesine yağan yağmurun önünden orta yapmaktı.
İdrak, bu ortaya Semih’in vurduğu kafaydı.
Yürek, aslında belki de Basel’de estirmeye başladığımız kasırgaydı.

Kasırga neydi?
Kasırga, Petr Cech’in ellerinin arasından topu yere düşüren üfleyişti.
Kasırga, Nihat’ı topun düştüğü yere iten efsundu.
Kasırga, yüreklerimizin içine dolan,
Doldukça da o yürekleri büyüten nefesti.
Büyüyen yürekler artık vücutlarına sığmadığında da,
Meşin yuvarlağın aldığı falsoydu, direklere duyduğu aşktı kasırga…
Türk’ün göbek adıydı.
Kasırga, Volkan Demirel’in eldivenleriyle dua eden Tuncay’dı.
15 Haziran günü sevinçten uyuyamamaktı.
Çekleri evine yollamak,
Viyana’ya bu kez tüfekle değil ama topla gitmekti.

Viyana neydi?
1529'du.1683’tü.
Kanuni ya da IV. Mehmet’ti.
Kapılarından döndüğümüz şehirdi.
Şanlı Osmanlı Devleti’nin, sahip olamadığı platonik aşkıydı.
Yaşlanmıştı ama hala çekiciydi.
Ve hala Türkleri davet ediyordu kendisine.
Peçesinin altında, saklayamadığı gamzesiyle;
Belki de tarihte ilk kez, bize bu denli samimi davranıyordu.


Samimiyet neydi?
İtalyan görünümlü Hırvat hakem Roberto Rosetti ile;
Hırvat Milli takımının arasındaki “düzeyli ilişki(!)”ydi.
Samimiyet, 119’da kaybettiğimiz eşeğimizi, 122’de bulmaktı.
Allah’ın sevdiği kullarına yaptığı hoş jestlerdendi yani…
Gökdeniz’in kalemizde kiracı olan topu koşarak santraya dikmesiydi.
Samimiyet, inanıp da son bir gücünle önünde kalan topa vurmaktı.
Hakan Kadir Balta gibi ağlamaktı.
Ayakta ve dimdik.

Dimdik olmak neydi?
20 Haziran günü;
Maç penaltılara gittiğinde Türk Milli Takımı’nın duruşuydu.
Şaha kalkıştı.
Naralar atarak gelecek olan zaferi kutlayıştı.
O dakikada rakibin tur atlayamayacağından emin oluştu.
Rakibin yüzündeki korkuydu.
Slaven Bilic’in kulağındaki küpeye selam göndermekti.
Kanuni’nin ellerinin Modric’in attığı topu sağa itmesiydi.
******’ün huzurunda sevinç yumağı oluşturmak,
“Türkiye” çığlıkları atmak,
Gök Kubbeyi dar bildikleri bayraklarını Avrupa semalarında;
Daha yükseklerde dalgalandırmaktı, dimdik olmak.
Vatanına hizmet etmekti…

Vatan neydi?
Cevabı her millet için farklı olandı.
Ama değerini en çok Türklerin bildiği, en büyük sevdaydı.
En büyük aşklar zor olandır ya hani, bu büyük sevda;
1920lerde başlayan var oluş, yeniden yaradılış destanıydı.
Bir anka kuşu vardı, bir de Türkler…
Yeniden doğmayı bu kadar iyi başaran.
Avrupa’nın hatırlaması gerekiyordu.
Bir millet vardı, her seferinde küllerinden yeniden doğan…
Ve o millet; namusu kadar, dini kadar, vatanı kadar
Kutsal bildiği bayrağını nereye dikmek isterse, oraya dikerdi!

Bayrak neydi?
Uğruna ölünen kutsaldı.
Atasının onu boyamak için döktüğü kandı.
Gözyaşı ve kan ile yoğrulan en tatlı ekmekti.
Göğsünde taşıdığında,
Hele üzerinde bir de ortadan şeritli formayla birlikte;
Fethe giden asker gibiydi…
Anneannene “Kırmızılar biziz anneanne!” demekti.
Doksan dakikalık maçta belki de bin kere…
Ay ve yıldızdı…
Ortak aşktı.
En büyük imparatorların önünde eğildiği kırmızı ve beyazdı.

İmparator neydi?
Fatih Terim’di elbet.
İmparator, bir savaş gazileri ordusuna dönen kadrodan,
Harikalar yaratmaktı.
Bir 25 Haziran gecesi,
Hiç de umulmadık bir on birle
O müthiş Alman ekolünü yerle bir etmekti.
“Allah yardımcınız olsun” ile başlayan bir maç;
“Hakkınızı helal edin.” ile biten bir geceydi o gün.
Futbol adına lekeli, doğuştan sakat bir haziran gecesiydi,
Turnuva başından beri belki de ilk kez bu kadar çok üzülüyorduk,
Yetmiş milyon olarak.
Kolaydı belki “Nasip değilmiş” diyerek kendimizi avutmak.
Ama kolay değildi ne yazık,
Yastığa başını koyup da uyumak.
Gözlerini kapattığında,
İçinde haykıran onlarca sese kulaklarını kapatmaktı,
Fayda bulamayıp, yine de duymaktı onları:
“Ama bu haksızlık!”

Haksızlık neydi?
Neredeyse tek kale maç oynayıp, maçı kaybetmekti.
Haksızlık, bizi bekleyen zavallı sevgilimizi-Viyana’yı-
Gözü yollarda bırakmaktı.
Bir haber bile veremeden çekip gitmekti gurbetten.
Bizsiz ne yapardı Viyana?
Kimin kollarında teselli bulurdu o?
Almanların; oyunları gibi korkak, şansları gibi açık olan ruhları
Viyana’ya sahip olmamalılardı.
Eğer haksızlığın olduğu gibi;
Adalet de varsa evrende,
Viyana Almanya’ya yar değil mezar olmalıydı.
Ve olacaktır da elbet.
“En azından şampiyona elendik.” arabeskliğine
Biliyorum ki yetmiş milyon asla razı gelmeyecek!

Yetmiş Milyon neydi?
Gökyüzüne açılan tek bir eldi.
Bahsi geçen o büyük “YÜREK”ti.
Yarı finalde elense de;
Takımıyla, kırmızısıyla, beyazıyla, hatta türkuazıyla,
23 oyuncusuyla -23 dev yürekle-,
Tatlı dilli teknik heyetiyle,
Abartmıyorum; ABD’li kondisyoneriyle,
Damarındaki kanıyla GURUR DUYANDI!
Yetmiş milyon, başı dik alnı açık olandı.
Maçı kaybeden, ama turnuvayı kazanan tek takımın gerçek sahibiydi.
Yetmiş milyon üzüntüsünü içine atarak;
“Yanmam gönlüm yansa da
Ecel beni alsa da
Gözlerim kapansa da
Yıldızların altında…”
Şarkısını söyleyendi.
Tabi yanmazdı gönlü.
Niçin yansındı?
Turnuva’nın ikinci birincisi Pazar günü belli olacaktı ama
İlk birincisi çoktan belli olmuştu bile…
Türk Milli Takımı deyince,
Dizlerinde titreme,
Donlarında ıslaklık belirecek çok kişi vardı artık.
Bunun için ağlanır mıydı?
Gönül yakar mıydı hiç bu?
Yetmiş milyon;
“2008’de nasip değilmiş
Bunun 2010’u var, 2012’si var…
Elbet, elbet bir gün kırmızı beyaz şeritlerle,
Bu kupalardan birini kaldıracağız!
Bir gün, yediğiniz hakları canınızdan alacağız!”
Diyecek kadar cüretkar bir topluluktu.
Belki de bilmeyenler olabilir.
Bahsi geçen “bir gün”
BELKİ YARIN, BELKİ YARINDAN DA YAKINDI!...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://belgelerim.soglam.net
 
Yaşadığımız neydi? | Çok mükemmel bir yazı! [Tavsiye edilir!]
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Spor Merkezi :: Türkiye'den Futbol-
Buraya geçin: